Kapıdaki Kriz: Rusya

rusya turkiye kriziMalumunuz ülkemiz son dönemde birçok kez dış politika krizi yaşadı. Bunların bazıları tercihen bazıları ise konjonktür gereği gerçekleşti. Suriye krizi konusunda her ne kadar sınırlarımızda cereyan etmesi hasebiyle kaçınılmaz bir etkileşim söz konusu ise de tercihi bir süreçtir. Keza biraz daha geriye gidersek İsrail ile yaşanan Mavi Marmara krizi bir tercih değildi belki ancak İsrail’in böyle bir faaliyete karşı sessiz kalabileceğinin düşünüldüğünü ben zannetmiyorum. Fakat verilecek reaksiyonun bu dozda bir saldırı olacağı tahmin edilmiyordu. İsrail krizi ara bulucu olarak ABD’nin devreye girmesiyle öne sürdüğümüz özür, tazminat ve ambargoya son verilmesi şartlarından ilki gerçekleşmiş oldu ve krizin en azından tırmanması önlendi. Suriye konusunun geleceği ise hala muğlaklığını korumakta.

Gelelim yeni krizimize, Rusya ile hava sahası ihlali üzerine düşürülen uçak ve sonrasındaki gelişmeler süresince bir süredir kriz durumu yaşamaktayız. Ben bu krize üç farklı noktadan bakmak istiyorum. Birincisi Türkiye’nin uçağı düşürme gerekçesi gerçekten sınır ihlali miydi? Görünen sebepten bahsetmiyorum elbette görünen ve hukuki meşruluğu olan sebep o fakat Rusya bu konuda zaten şımarık bir çocuk gibi hareket etmekteydi uzunca bir süredir. NATO verilerine göre Rusya Eylül 2014 tarihinden itibaren tam 15 kez NATO hava ve deniz sahasına ihlalde bulunmuş. Bu ihlallerin hiç birinde herhangi bir müdahalede bulunulmamış uyarılar ve eşlik etme yoluyla engellenmiştir. Ülkemiz içinde daha önce çokça duyduğumuz üzere hava sahamız yabancı güçlerce ihlale maruz kalmış ve hatta iç kamuoyundan tepkiler almıştı. Peki, ne oldu da bu kez müdahalede bulunma kararı aldık? Cevabı açık biz Rusya’nın sınırımızı ihlaline değil bombaladığı yerlere karşı tepkiliyiz. G-20 zirvesinde alınan DEAŞ ile mücadelede ortak mutabakat kararı Ruslar tarafından kılıf olarak kullanılıyor. DEAŞ yerine Türkmen bölgeleri bombalanıyordu. Türkiye için ise vazgeçilmez bir öneme haiz bu bölgeler korunmalıydı. Uluslararası kamuoyunu ikna etmek için de geçerli sebepleri ve delilleri olan Türkiye uçağı düşürme kararı alarak krizin fitilini ateşlemiş oldu. Gelelim ikinci önemli konuya Türkiye daha önce edilgen durumda kaldığı bu tür olaylarda bu kez etken olmayı tercih etmişti. Bunun sebebi Türkiye’nin NATO’dan aldığı güçlü destektir. NATO Rusya ile Kırım, Ukrayna ve Suriye konularında ters düşmüş ve yaptırımlar uygulamaktaydı. Böyle bir krizde Rusya’nın palazlanmasına müsaade etmezdi. Normal şartlar altında uçak düşürülmeden önce zaten destek açıklamaları mevcuttu ancak uluslararası terörle mücadelenin ve Suriye konusunun sekteye uğraması ihtimali bulunduğu için NATO daha çok tansiyon hapı rolünü üstlendi ve iki tarafın uzlaşması gerektiği açıklamaları yapıldı. NATO her ne kadar beklenen keskin desteği vermese de Rusya’nın fevri bir hareketi söz konusu olmadığı içindir. Türkiye bilmekte ki böyle bir fevri hareket Türkiye kadar NATO’nun da sorunu olacaktır. Dikkatimi çeken üçüncü nokta ise Avrupa medyası ve Çin’in tepkisi. Geçtiğimiz hafta Reuters gazetesi Türkiye – Rusya ortak projesi olan Akkuyu Nükleer Santrali faaliyetlerinin durdurulduğu ve askıya alındığı haberini sundu. İddialar Enerji Bakanlığımızca yalanlanarak asılsız olduğu bildirildi. Bu ve buna benzer yapılan birkaç haber olayın kamuoyu boyutunda tırmanmasına sebep olabilir. Çin ise ortak çıkarlar güttüğü Rusya meyilli bir mesaj yerine itidal çağrısında bulunarak gerilimin tırmanmamasından yana olduğunu beyan etti.

Kriz halen sürmekte fakat geri dönülemez bir eşiğe henüz ulaşmamış durumda. Rusya güçlü bir lider ülke olması sebebiyle böyle bir müdahaleye tepkisiz kalamazdı aksi takdirde prestij kaybı daha da ileri boyutlara taşınabilirdi. Kısa vadede kaybeden Türkiye olacak belki ancak uzun vadede kaybeden Rusya olacaktır krizin tırmanması halinde. Çünkü hâlihazırda zaten ekonomik bir krizin eşiğinde iken ambargo delerek iş birliği eli uzatan bir Türkiye Rusya için büyük bir kayıp olacaktır. Ben krizin belirli bir aşamaya ulaşmadan yavaş yavaş çözülüp ilişkilerin kısa sürede normalleşeceğini düşünenlerdenim. Her iki tarafın çıkarlarının ortak bir paydada olduğu açıkken umarım krizin gidişatı bizleri yanıltmaz.

Hakkında Ali Tosun

Ali Tosun
5 Kasım 1992 tarihinde Erzurum'da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul'da tamamladı. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Dumlupınar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans eğitimine başladı. Lisans eğitimi halen devam etmekte.

Bir Cevap Yazın